15 Mart 2016 Salı

Kumkapı ve Balıkçılık Geleneği

Kumkapı eski Bizans surları içinde, Çatladıkapı ve Yenikapı arasında bulunuyor. Eskiden ağırlıklı olarak Ermeni ve Rumların yaşadığı semt, günümüzde meydandaki balık restoranları ve eğlence kültürüyle ünlüdür. Kumkapı’da balıkçılık geleneği Bizans dönemine kadar uzanıyor. Semtin önemi Ermeni Patrikhanesi’nin XVII. Yüzyılda buraya taşınmasıyla daha da artmıştır.


Kumkapı, Bizans döneminde İmparator Julian (361-63) tarafından yaptırılan Kontoskalion Limanı’ymış. Günümüzdeki adını ise Yedikule’den Ahırkapı’ya doğru giderken deniz kıyısındaki beşinci kapı olan Kumkapı’dan almış. Küçük İskele anlamına gelen Kontoskalion semtin o zamanlardaki adıymış.


Latinlerin 1261’de şehirden atılmasının ardından VIII. Michael Palaeologos burayı şehrin ana deniz üssü halijj getirmiş. Sık sık çamurla dolmuş liman, bunun sonucu olarak da kullanım dışı kalmış. Bugünkü liman balıkçı teknelerine hizmet veriyor.


Limanın etrafında ise şehirdeki en taze balıkları bulabileceğiniz balık pazarı var. Pazarın önüne balık pişirilen yerler de eklendi. Son dönemlerde yapılan çalışmalarla Kumkapı’daki eski tarihi ahşap evlerin bazıları restore edildi. Ancak ana meydandan geçip yürümeye devam ettiğinizde ulaşacağınız Nişanca ve Yenikapı taraflarında hala ihmal edilen, harap evlerle karşılaşıyorsunuz.


Ermeni Patrikhanesi


1850’lerln Kumkapisında nüfusun çoğunluğunu Ermeniler oluşturuyormuş, yaşadıkları hayat İse Müslüman komşularından pek farklı değilmiş. Erkek ve kadınlar evde ayrı bölümlerde yaşar, kadınlar kapalı gezermiş. Daha sonraları ayrılmışlar buradan, yerlerini Anadolulu Ermeniler almış. Günümüzde ise Ermenistan’dan gelen Ermeniler yaşıyor Kumkapı’da. Eski bir Bizans kilisesinin olduğu yerde inşa edilen Surp Asdvadzadzİn (Meryem Ana) Kilisesi Patrikhanesi kilisesi olarak işlev görüyor.


Samatya’dan buraya 1641 senesinde taşınan patrikhane, 1762 ve 1826’da çıkan büyük yangınlarda iki defa yanıp kül olmuş. Günümüzdeki kompleks ise 1828 yılında inşa edilmiş ve planları Balyan Ailesi tarafından çizilen bir okul ve üç kiliseden oluşuyor. Patrikhane Aziz Theodore’ye adanmış ve Surp Harutyun Kilisesinden birkaç merdiven inilerek ulaşılan bir ayazmanın üstüne kurulmuş. Çarpıcı çan kulesi 1870 senesinde ilave edilmiş.


İstanbul’un çoğu semtinde olduğu gibi Kumkapı’da da artık Rum kalmamış, ama Kumkapı hala iki harika Rum kilisesi görebileceğiniz bir semt. Her iki kilise de XIX. yüzyılda yeniden yapılmış. Beyaz Panayla Elpida Kilisesi muhtemelen XV. yüzyılda yapılmış ve Aya Yorgi’ye adanmış bir ayazmanın üstüne inşa edilmiş. 1895 senesinde tamamen restorasyondan geçen kilisede bu kez Rokoko ve Neoklasik akım bir arada kullanılmış. İlk olarak XVI. yüzyılda yapıldığı sanılan Ayia Kyrlake ise 1895 ve 1901 yılları arasında Neo-Bizans tarzında, mimar Perikles Fotiadis tarafından inşa edilmiş.


Aziz V Basil’e adanmış ayazmanın üstüne yapılan kilise, şehirdeki en büyük kubbelerden birine sahip. Bu iki kilisenin haşmeti geçmişte burada yaşayan cemaatin zenginliğini yansıtacak boyutlarda.


Nişancı Mehmed Paşa Camii


İlk olarak 1475 senesinde Fatih Sultan Mehmed’in sön sadrazamı, Karamanlı Mehmed Paşa için yaptırılmış. Ancak o zamandan günümüze pek çok kez yeniden inşa edilmiş. Bugünkü görüntüsü tamamıyla Osmanlı ahşap bina tarzını yansıtıyor ve orijinal çifte hamamı, İstanbul’daki en eski hamamlardan biri olarak hala misafirlerini ağırlıyor. Mehmed Paşa, adını taşıyan Karagümrük’teki başka bir camide gömülü.


Tavaşi Süleyman Ağa Camii


XVII. yüzyılda yapılmış olmasına rağmen, bugünkü görüntüsüne XIX. yüzyılda kavuşmuş. Ahşap minaresiyle kolayca ayırt edebileceğiniz caminin merak uyandıran isminin hikâyesi ilginç. “Tavaşi” hadım edildikten sonra saraya satılan köle anlamına geliyor. Topkapı Sarayı’nda Haremağalığına yükselen Süleyman Ağa, zaman içinde haremi ve casus ağını kontrol edecek güce ulaşmış.


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.