Kırım Kilisesi’ne doğru giderken sokağın sonunda, sağa dirsek yaptığı yerde, siyaha çalan kesme taşları, Ortaçağ şatolarını andıran çan kulesi ve kırmızı kiremitleriyle dikkatimizi çeken bir bina var. Burası, Crimean Memorial Church, Christ Church ve Anglikan Kilisesi adlarıyla da bilinen Kırım Kilisesi. Kilisenin yapılışı, cemaati ve tarihçesi oldukça ilginç…
Anglikanlık deyince aklımıza doğal olarak İngiltere geliyor. Anglikanlık, zamanında karısından boşanıp yeniden evlenilmesine izin verilmeyen İngiliz Kralı VIII. Henry’nin Papa’ya karşı gelip kendi kilisesini kurmasıyla ortaya çıktı. Protestanlık ve Katoliklik arası bir mezhep olan Anglikanlık, 16. yüzyıldan itibaren yaygınlaşarak resmî ve ulusal din olarak kabul gördü.
Presbiteryen, Püriten, Piskopal ve Metodist gibi kollara ayrılması ise sonraları gerçekleşti. Anglikan Kilisesi’nin en üstündeki kişi aynı zamanda devletin de en üstündeki kişidir. Yani, kral veya kraliçe, aynı zamanda Anglikanların lideridir. İbadet dili olarak da Latince yerine İngilizce kullanılır.
Anglikanlaınm İstanbul’da kilise yapmaları da Kırım Savaşı dolayısıyla gündeme gelir. Sultan Abdülmecid, 1855-56 Kırım Savaşı sırasında Rusya’ya karşı Osmanlı’nın yanında savaşan İngiltere’ye jest olarak eski bir Rum mezarlığını kilise yapımı için İngilizlere tahsis eder.
Tahsis eder etmesine de 1858’de temeli atılan kilisenin inşaatı tam on yıl sürer ve açılışını yapmak 1868’de Abdülmecid’in halefi Abdülaziz’e nasip olur. 1837’den o zamana tahtta olan kraliçe Viktorya (Victoria), İstanbul’da bir Anglikan kilisesinin yapımına izin ve Kırım Kilisesini Abdülmecid’e veya bir olasılık açılışı yapan Abdülaziz’e bir otomobil hediye eder. Ancak şeyhülislamın garip bir fetvasıyla “Gavur işidir midir, yoksa şeytan işi mi?” Osmanlı’ya gelen ilk otomobil Sarayburnu’ndan denize atılmak suretiyle yok edilir. Otomobilin bir sonraki gelişi epey sene sonra, Meşrutiyet Dönemi’nde olacaktır. Basra Mebusu Züheyirzade Ahmed Efendi, şoförü ve yardımcısı olan, Türkiye’nin ilk şoförü Acem Abdurrahman ile İstanbul sokaklarında ilk turunu o zamanlar atar.
Kiliseye ve konumuza dönelim. Kilisenin yapımında Osmanlı ya da Bizans üsluplarının kullanılmaması istenmişti. Yarışmayı kazanan William Borges, projesinde bazı değişiklikler yapılmasını reddedince ikinci olan George Edmund Street’in projesi uygulandı. Street, Londra’daki adalet bakanlığı binası olan Law Courts’u da inşa etmişti. Neogotik tarzda inşa edilen kilisenin siyah kesme taşlan Büyükada’dan, pencere kenarları ve köşelerdeki sarı konutları oluşturan yumuşak taşlar ise Malta’dan getirilmişti. İçerideki vaftiz çanağı derinliği ve özenli işlemeleriyle hemen göze çarpıyor.
Demir dökme merdivenle çıkılan ahşap katta dikkatimizi çeken bir başka şey daha var; 1911 yılında W. Bili ve oğlu tarafından Londra’da yapılan devasa org. Bir de merak konusu olan, tavandan sarkan tel ağlar var. Tel ağların kiliseyle, mimariyle veya dinle bir ilgisi yok. Kilisenin papazı bir zamanlar papağan besliyormuş ve kaçmasın diye içeriye ağ gerdirmiş.
1970’de kapanan kilisenin içi kapalı kaldığı süre içerisinde hırsızlar tarafından boşaltılmış. Heykeller, ahşap kapılar ve değerli ne var ne yoksa çalınmış. Bu durum 1991’de son bulmuş. Hindistan’ın güneyinde küçük bir ada devleti olan, eski adıyla Seylan, yeni adıyla Sri Lanka’dan kaçan sığınmacılar İngiliz Başkonsolosluğu’nun çabalarıyla kiliseye yerleştirilmiş. Böylece kilisenin yıllar süren sessizliği son bulmuş. Sri Lankalılar kiliseyi sahiplenmişler, onarmışlar ve yeniden ibadete açmışlar. Her pazar sabahı otuz kadar cemaatiyle Kırım Kilisesi’nde ayin yapılıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.