1 Nisan 2016 Cuma

İstanbul’un Hayalini Kuran Liszt’in Hedefine Ulaşması

Franz Liszt, 1847 Haziranı’nda İstanbul’a geldiğinde yıllar süren hayali de gerçekleşmişti. Aslında Liszt on yıl boyunca İstanbul’a gelmek istemiş ancak Osmanlı İmparatorluğu izin vermemişti. Yıllarca Avrupa’yı ve Rusya’yı gezdikten sonra İstanbul’a gelerek Sultan Abdülmecid’in huzuruna çıktı. Abdülmecid, Liszt’i dinleme konusunda o kadar heyecanlı ve istekliydi ki ünlü piyanist gemiden iner inmez doğruca saraya götürüldü.


Aynı şekilde Liszt de İstanbul’da, Osmanlı sultanını huzuruna çıkmanın önemini anlamış olmalı ki ünlü piyano yapımcısı Sebastian Erard’m kendisi için özel olarak yaptığı piyanoyu da Paris’ten beraberinde getirdi. İstanbul’da verdiği konserler, Liszt’in verdiği en son ve en önemli konserlerdi. İkisi padişahın huzurunda, birisi Rus Elçiliği’nde, birisi başka bir elçilik binasında ve birisi de yanıp kül olan ve artık kimsenin tam olarak nerede olduğunu bilmediği Francini’nin Büyükdere’deki villasında olmak üzere beş konser verdi.


Sarayda çaldıklarının büyük bir kısmı, Abdülmecid’in İtalyan operasına olan tutkusundan olsa gerek İtalyan operasından derlenen parafalardı. Dönemin gazeteleri, sanata düşkün Sultan Abdülmecid’in, bu önemli besteciyi “büyük ilgi, hayret ve hayranlıkla dinlemiş olduğunu” yazar. Bu hayranlığın neticesinde sultan kendisini iftihar nişanı ve 12.500 kuruş değerinde, üzeri kıymeti taşlarla süslü bir kutuyla ödüllendirdi.


Liszt’in kaldığı odada az kalsın “Kamelyalı Kadın” da kalacaktı. Şimdi Kamelyalı Kadın neresi, İstanbul neresi? İşte öyküsü: O zaman 35 yaşındaki Liszt, Paris’te Marie Duplessis diye bilinen, asıl ismi Alphonsine Plessis olan bir kadına âşık oluyor. Marie her şeyini bırakıp Liszt ile yaşamak üzere Almanya’ya gitmeye karar veriyor, fakat o sıralar efsane ve hayal şehri İstanbul’a gitme hazırlıklarında olan Liszt Marie’yi de götürmeyi öneriyor ve kabul ettiriyor. İstanbul’a varmak üzere Budapeşte’de buluşmak için sabırsızlandıkları sırada bir kış günü Marie, Paris’te yaşamını yitiriyor ve Budapeşte’ye gelemiyor.


Söz konusu Alphonsine Plessis veya Marie Duplessis daha sonra 1852’lerde Alexandre Dumas Fils’in La Dame aux Camelias (Kamelyalı Kadın) yapıtının monden hanımı oluyor. 1936’da George Cukor yönetiminde Hollywood’da beyaz perdeye uyarlanan roman, Greta Garbo ve Robert Taylor’un oyunculuklarıyla popülerleşiyor. Daha sonra piyes haline getiriliyor ve Verdi’nin La Traviata operasında Marguerita Gaultier oluyor. Makus talih ne yazık ki Kamelyalı Kadın veya Verdi’nin koyduğu isimle La Traviata ile dönemin en büyük romantik müzisyeninin İstanbul’da bir araya gelmesine engel oluyor.


İstanbul’da otuz beş gün kaldıktan sonra ülkesine dönen Liszt, Sebastian Erard’a yazdığı mektupta Rus Elçiliği’nden gördüğü Boğaziçi manzarasının kendisini büyülediğini yazar. Liszt’in Erard marka piyanosunu Baltacı isimli bir Panaryot, nişanlısına hediye etme üzere on altı bin kuruşa satın almıştı.


Commendinger’in ardından binada bir süre Paris Sefiri Nazım Paşa oturdu. Nazım Paşa, 1911 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde St. Petersburg Elçisi Riddle, Romanya’nın Fransa Ortaelçisi A. Lahovary ve Gramont Dükü üe beraber olduğu bir sırada çok ilginç bir şekilde öldü. Dörtlü briç oynarken Nazım Paşa, kupa ası çıkardığı sırada geçirdiği anevrizma sonucu hayata veda etti.


Diplomatı taşıyan araba Chez Maxims’in önünden geçerken ünlü gece kulübünün orkestra şefi maestro Lionel Herpin orkestrayı bir dakika susturdu, ancak daha sonra çubuğunu tekrar eline alarak Harry Fraagson’un dillerden düşmeyen “Tout Paris qui chante et qui s’amuse” adlı şarkısını çaldırmaya başladı. Bugün üzerinde plaka bulunan ev ile Liszt’in bir süre kaldığı ev aynı ev değil. Liszt’in İstanbul’u 1847’deki ziyaretinden iki yıl sonra çıkan yangın sonucu bu sokak tümüyle yandı.


 


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.